Kalbim Ege’de Kaldi (2)
Gönderildi: 01 Ağustos 2008 05:18 PM   [ Yok say ]  
Yeni üye
Rank
Toplam Mesaj:  4
Katıldı  2008-08-01

Selanik (Thsallanoki)

Aksam gunes batmadan Selanik’e giriyoruz. Sehir trafigine kapilmamiz hic de zor olmuyor. Metro insaati nedeniyle, yollarin bazisi kapali, sokaklar zaten dar oldugu icin iki araba yan yana gecmekte zorlaniyoruz cogunlukla. Kalacagimiz oteli, yarim saatlik bir cabanin ardindan ve ufak bir tur atarak buluyoruz. Bu seferde park sorunu var. Neyse ki, otelin arka caddesinde bir yer bosaliyor da aracimizi park ediyoruz. Hava asiri nemli ve sicak. Park sorunu milleti ufak araba almaya yoneltmis, her kaldirimda bir smart var.

Otelde bir saat kadar dinlendikten sonra “alemlere akiyoruz”. Geldigimizi haber verdigimiz Yunanli arkadaslarla bulusup guzel bir balik lokantasinda leziz deniz urunlerinden ve enfes saraplardan tadiyoruz. Yemekte, Turkiye, Yunanistan, Ergenekon ve seriat meseleleri hakkinda uzun uzadiya konusuyoruz. Yunanli arkadaslarimiz, Ergenekon hadisesini duymuslar ama cok da bir bilgileri yok. Dilimiz dondugunce anlatiyoruz. Gece saat bir gibi otele dondugumuzde cakir keyif bir kafa, sismis karinlar ve yol yorgunlugu ile derin bir uykuya daliyoruz.

Benden duymus olmayin ama Selanik Izmir’e epey benziyor. Kordonboyu degil yalnizca, caddeler, sokaklar, insanlar, insanlarin rahat tavirlari, hos kadinlar, kafeler, barlar… Butun binalar 30-40 yil once yapilmis gibi, yeni bina yokmus gibi duruyor, yuz yillik bina ise hic yok. Son yuz yilda, buyuk yanginlar, isgaller, savaslar sonucu sehir bastan asagi yeniden yapilmis ve oylece de korunmus gozukuyor. Sortlu kadinlarla sakallari goguslerine inmis siyah giysili papaz efendiler bir arada doner ekmek kuyrugundalar. Kafeler frappe icen genclerle dolu. Sicakta fena gitmiyor, tavsiye ederim. Kordonboyundaki kale de sehrin zarif noktalarindan. Arkada fon olarak kullanip fotograf cektiriyoruz. Mustafa Kemal’in dogdugu pembe panjurlu eve de gidiyoruz. Burasi sehrin az sayidaki eski evinden birisi. Ciddi bir restorasyon gecirmis, icindeki esyalar da ya Dolmabahce Sarayi’ndan ya da Zubeyde Hanim’in evinden getirildigi icin orijinal bir tarafi pek yok
burasinin.

Aklima sapikca bir istek geliyor ve Selanik’ten ayrilmadan once, buyuk yonetmen Angelopoulos’ un filmlerini aramaya basliyorum. Dvd satan pek fazla yer bulamiyorum, olanlarda ise sadece Hollywood yapimlari var. Son baktigim yerde Yunan filmleri de var ama gorevli amca Angelopoulos’ un filmlerini bulamayacagimi, cunku hemen hic izlenmedigini soyluyor. Istanbul’da bile ustadin filmlerinin yarisini bulabiliyorken, filmlerin kalan yarisini Selanik’te bulamamak hayal kirikligi yaratiyor.

Aksamustu Selanik’i kuzey batimizda birakip, guney dogu istikametinde Halkidiki yarimadasina dogru yola cikiyoruz. Halidiki yarimadasi uc ayri yarimadadan olusan ve Selanik’in sayfiye yeri olarak kullanilan bir guzel bolge. Dogu’da Kassandra yarimadasi Kumburgaz tadinda olmasi nedeniyle ve batidaki yarimada da erkeklerin ozel izinle girilebildikleri, kadinlarin ise hic giremedigi, Ortodoks rahiplerin kontrolundeki Aynaroz (Athos) bolgesi oldugu icin ikisinin arasinda yer alan Sitonya’ya gidiyoruz. Sitonya’nin en ucundaki Porto Koufo’da Sivas’tan goc eden Dimitri Baba’nin pansiyonunda kalmayi planliyoruz. Uc sene once giden bir arkadasimiz burada kalmis ve cok memnun kalmis.

Yol cok virajli ve dar ama yogun oldugu soylenemez. Yol boyu maket kiliseler gormeyi surduruyoruz. On kilometrede bir ufak koylerden geciyoruz. Sagimizda surekli deniz uzaniyor, manzara genellikle sahane.

Gunes batmadan once Porto Koufo’ya ulasiyor ve Dimitri’nin pansiyonunu ariyoruz. Pansiyonu buldugumuzda bizi bir surpriz bekliyor…

Profil