21 Temmuz sabahi saat alti bucukta esim, kardesim ve damat bey, dort kafadar olarak arabaya atladik ve yola ciktik; yolumuz uzundu, Yunanistan’a gidiyorduk. Bundan sonra okuyacaklariniz, alti gun suren bu gezi hakkinda. Bir aksam Selanik’te, dort aksam Halkidiki’nin Porto Koufo sahilinde ve bir aksam da Kavala’da kaldik. Yunanistan’in Makedonya bolgesinin hemen her yerini gezdik. Gezmedigimiz neredeyse tek yerin ise, dedemlerin yuz sene once Kirklareli’ne gocerken terk ettikleri ve su an Bagimsiz Makedonya Cumhuriyeti (FYROM) sinirinda yer alan Doyran Golu kiyisi oldugunu yolculugun son gunu, Turk sinirina elli altmis kilometre kala, haritaya son bir defa bakarken fark ettik. Bir dahaki sefere artik!
Yolculugumuzun ilk dakikalari hafif bir kopru trafigi ile baslasa da arabamiz Ipsala’ya kadar neredeyse hiz kesmeden devam etti; Tekirdag’daki cildirtici kirmizi isik bekleyislerini unutmadan tabi ki! Istanbul’dayken yaptirmamiz gerekirken ihmal edip atladigimiz trafik sigortasini (bilenler vardir, yesil kagit) Ipsala’da hallettik. Bu ve baska burokratik teferruattan kaynaklanan bir saatlik bir bekleyisin ardindan Yunanistan topraklarina oglen saatlerinde intikal etmis olduk.
Otoyol cillop gibi, ustelik ucretsiz. Devletimizin saygi deger yetkililerinin kulagini cinlatiyoruz, OGS, KGS falan aklimiza geliyor ama hizla unutuyoruz, cunku buralarda oyle seyler yok. Uzaklik ve yol durumunu gosteren tabelalarin once Yunancasini, on metre sonra da Ingilizcesini koyduklari icin Latin ve Yunan harflerini karsilastirmaya basliyoruz. Bir sure sonra zaten alfabe kafanizda oturmaya ve bazi sozcukleri okuyabilmeye basliyorsunuz. Sanirim bir hafta daha dolansaydik tumunu sokerdik.
Dedeagac (Aleksandrapouli)
Ilk duragimiz Dedeagac, bizim Silivri, Kumburgaz ambiyansina sahip bir tatil yoresi. Ucuz Yunan benzini alirken pompaci amca ile Turkce anlasiyoruz. Zaten buralarda pek Ingilizce bilen yok, ikinci dil Turkce ve cok anlasilir bir sekilde konusuluyor. Bunda, nufusun yarisinin Turk olmasinin da payi buyuk. Kislasi olan bir sehir olan Dedeagac’ta bol bol cip ve askerle de karsilasiyoruz. Kalan alti gunde neredeyse polis bile goremeyecegimiz icin, gorebilecegimiz az sayida uniformali insan bu arkadaslar.
Gumulcine (Komotini)
Gumulcine’ye ogleden sonra variyoruz. Hava epey sicak ama kupkuru. Edirne’ye ve genel olarak Trakya yerlesimlerine cok benzeyen bu sehirde de yine Turkce rahatlikla is goruyor. Ogleden sonra Yunanistan genelinde siesta yapildigina, dukkanlarin yuzde doksaninin kapali olduguna ilk burada sahit oluyoruz. Acik bulabildigimiz bir lokantada karnimizi doyuruyor ve bunun ardindan kisa bir sehir turunu yuruyerek yapiyoruz. Trafige kapali ve bu ufak sehre gore oldukca buyuk bir meydan var; aksamlari cekirdek citleyen ablalari, dondurma yiyen cocuklari, kizlari keserek volta atan kulhan delikanlilari hayal edebilirsiniz rahatlikla. Her gun Edirne ve Kesan’a otobus seferleri yapildigini, isimleri hem Turkce hem de Yunanca yazilmis firmalarin yazihanelerinden okuyoruz. Zaten burasi Trakya’nin dogal devami gorunumunde, bir tek Yunanlilar varJ
Gunes gidecegimiz yonde alcalirken arabaya atlayip Selanik’e dogru yola koyuluyoruz. Kuzeyde kalan Iskece’yi (Xanti) pas gecip batiya yoneliyoruz. Virajli ama genis bir yol, sol tarafta deniz, sag tarafta tarlalar ve uzakta tepeler esliginde kilometrelerce gidiyoruz. Kavala’yi da (Kabala) uzaktan selamlayip geciyoruz. Oraya son gun gidecegiz. Yolda dikkatimizi cekiyor, sagli sollu kilise bustu/maketleri eslik ediyor kenarda; İncil, ikonlar, hac figurleriyle dolu kucuk kilise maketleriyle bol bol karsilasiyoruz durmadan. Aralarinda sistematik bir uzaklik yok, bazilari yan yana, bazilari arasinda onlarca kilometre var. Konulus mantiklari hakkinda kafa yoruyoruz ve Yunanlilarin asiri dindarligindan baska bir neden gelmiyor aklimiza. Duyunca cok sasiracagimiz asil nedeni ogrenmemize ise daha bes gun var.
